27 Aralık 2011 Salı

Yarın Yokmuş Gibi Yaşamak

Şimdinin gücüne inanmak.
Dünün tecrübesini, yarının yokluğuna katarak bugünün tadını çıkarmak.
"Manyak" olmak.
Hiç de aldığım eğitimle bağdaşmıyor. Ben, dünün acısıyla, yarının kaygısını birleştirip bugünü kahrediyorum genelde...
Ama benim gözlemlerim ustalığın içinde manyaklık olduğunu ispatlıyor. O veya bu şekilde "manyak" usta mertebesine erişen insanlar.

Bu filmde izlediğimiz, yaşayan veya yaşamayan (birkaçının akibetini anlayamadım/göremedim), tüm "usta"ların önünde saygıyla eğiliyorum.

26 Aralık 2011 Pazartesi

20 Aralık 2011 Salı

Bizimkiler duymasın ;-)

Heryerde alkol kontrolu var.
Alkol yasakları var.

Yasaklar her zaman insanı ihtimallerin kötüsüne iter diye düşünürüm. Özgür irade ve bilgi yerine, merak ve baskı galip gelir ikilemlerde.

Alkol değilse marijuana demek hiç de zor değil bu durumda irade ve bilgisini kullanmayan, baskı altındaki meraklılar için.

http://www.nytimes.com/roomfordebate/2011/12/19/should-teenagers-get-high-instead-of-drunk/marijuana-is-far-less-toxic-than-alcohol-or-cocaine

Get high instead of drug?!

Hoşuma giden ve gıpta ettiğim şey bu konuların Amerika'daki okullarda, veliler ve çocukların gerek birarada gerekse izole oldukları toplantılarda, müzakere konusu yapılması.

Bizde ise, emirle bitiyor bu işler. E merak da içeride durduğu gibi durmuyor işte... Bu da tehlikeli.

Bir atasözü vardır: "Curiosity killed the cat." diye.

Genişletmiştik biz onu sonra: "Curiosity killed the cat, but satisfaction brought him back." diye.

Ama yaş ilerleyince demek ki atasözleri de atrofiye oluyor ve ben yine "curiosity killed the cat"e dönüyorum. Ve yasaklar kalksın konular yaygın toplantılarla ele alınsın diyorum. Alınsın ki özgür irade ile seçimler yapılıp, kişiler kendi sorumluluklarını taşısın diyorum.

Amma da konuştum :)))

Tef çalasım var

18 Aralık 2011 Pazar

Kendi sesinden ağıt...



Bazıları var olamaz. Bazıları da yok olamaz. 


You will always be present Ms. Evora. You can never be absent. 


R.I.P.


Absence... 


Ausencia... 







absence, absence...

if i got wings
to fly at that distance
if i was a gazzella
to run without getting tired

then, at your side
i would see the daylight
and "absence never again"
it would be our lemma

but only in my thoughts
i travel without fear
i got my freedom
only in my dreams

in my deep dreams
i have your protection
i have your love
and your smile

oh, i’m feeling lonely
like the sun alone in the sky
the sunshine is blind
can’t see his clarity
what he is illuminating
where he goes next
oh, solitude is my faith...

absence, absence...


10 Aralık 2011 Cumartesi

Outdoors

Ben salonda koşmaya alışmışım.

Sabah gökyüzünü pırıl pırıl görünce sahile indim koşmaya. Lodos sanırım. Denizden esen rüzgarın koşunun konforunu bu denli bozabileceğini düşünmeksizin, tedbirsizim...

Üşümedim. Eldivenim bile vardı. Amma ve lakin saçımı toplayabileceğim ne toka ne bere... Hiçbirşey almamışım. Kapşonum da işe yaramadı. Saçlarım bir gözüme, bir burnuma girdi. Hiç olmadı dudak kremime yapıştı! Ipodun kulaklığı bir düştü, bir taktım. Bir koştum, bir yürüdüm. Rüzgarın durumuna göre. Rüzgar tam karşıya denk geldi mi.... Tutmayın beni! Saçlarımı savura savura, rüzgara/dirence karşı koşu! Denemeyen varsa denesin. Ve görsün, yaşasın bu hazzı. Bu arada sevindim tabii, saçlarım meğer ne kadar da uzamış meğer diye düşünerek :))

Aslında bana ne düşündürdü bu tecrübe... Indoors ile outdoors çok farklı. Indoors: Steril. Outdoors: Gerçek. Hazırlıklı olmak için yaşamak gerek. İkisi de koşu belki. Ama outdoors, hem durum stabil değil, hem de multifaktöriyel. Onun içindir ki ben yavrularımı outdoors yetiştirmek istiyorum, steriliteden uzak... Çok da mikroplara bulaşmadan elbette! Zor zanaat bu memlekette...

Sahil yolu da bizim memleket diyerek, Tanrı'ya şükrettim bir kez daha tüm gördüklerim, duyduklarım, hissettiklerim ve hissedebildiklerim için...

Cumartesi başladı ve ben eve kaçtım.

5 Aralık 2011 Pazartesi

Yıkmak Yapmaktan Zor

Ne zor.

İnsanın içindeki, etrafındaki duvarları yıkması.
Kim yapmış, ne zaman yapmış? Ben mi yapmışım? Kim yardım etmiş bu duvarların yapımında? Yapılmalılar, olmalılar, olması gerkenler... -meliler, -malılar...

Öğrenmişim. Duvar yapmayı öğrenmişim. Şimdi de yıkmaya çalışıyorum. Yıllardır yükseltilen duvarları, etrafa zarar vermeden yıkmaya çalışıyorum. Şaşırıyorlar tabii. Şaşırmazlar mı? Kızıyorlar tabii. Kızmazlar mı?

Yıllardır emekle yaptığım duvarları yıkmak... Doğru sanarak yaptığım eserlerin pek de iyi olmadığına karar vererek, yeniden başlamaya soyunmak. Acıyor tabii. Acımaz mı!?

Çocuklarıma duvar nasıl yapılır gösteriyorum, öğretmeden. Yaptıklarım bana ait. Onlar başka, ben başka. Duvarlarını ben yapmamaya çalışıyorum. Belki duvar gerekmiyordur!! Belki istemezler. Hadlerini öğrensinler yeter. Hadlerini duvarla mı belirlerler, yoksa başka bir şeyle mi zaman öğretiyor zaten...

Yoruluyorum. Yorulmaz mıyım? Yapmaktan zor yıkmak.

Sabır bir erdem mi? Erdemdir umarım.

4 Aralık 2011 Pazar

Geri Dönülmez Bir Yoldayım

Bazen bir rüzgarım esen, bazen de düşen bir yaprak...
Tut ellerimi istersen 
Maziye uzanarak... 

"Bazi romanlar okuyanin hayatini degistirir, bazilari da ancak hayat degisince okunabilir." Hakan Gunday

Peki ya arafta okunanlar... Hele ki o roman tam da yeri ve zamaninda bir elden verildiyse... O el opulmez mi?
"Yalnizligina iyi bak, sahip cik. Kac kisinin emegi var onda kimbilir." Oguz Atay